Türk göçmenlerin hikâyesi Chicago sahnesinde

İlknur Nilüfer Özgür’ün yazıp yönettiği “Dirty Turk aka Dirty Immigrant” adlı etkileşimli tiyatro oyunu, göç ve kimlik temalarını sahneye taşıdı. Chicago’da mart ayında sahnelenen yapım, 6 temsil boyunca tam kapasiteyle oynandı.

Türk göçmenlerin hikâyesi Chicago sahnesinde
17 Mart 2026 - 22:02 - Güncelleme: 17 Mart 2026 - 22:41

ABD’de yaşayan Türk sanatçı İlknur Nilüfer Özgür’ün yazıp yönettiği “Dirty Turk aka Dirty Immigrant” adlı tiyatro oyunu, göç ve kimlik temalarını merkeze alan kurgusuyla izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. İlk olarak 2018 yılında Dallas’ta sahnelenen yapım, son olarak Chicago’da mart ayında gerçekleştirilen temsillerde tam kapasiteyle oynandı.

Sanat yoluyla sosyal adalet ve farkındalık oluşturmayı hedefleyen eser, göçmen, mülteci ve toplumda az temsil edilen kesimlerin gerçek hikâyelerinden ilham alıyor. Oyunda Türk göçmen bir ailenin kızı Özlem’in farklı yaş dönemlerinde yaşadığı kimlik arayışı ele alınırken; göç, savaş, aidiyet ve travma gibi duygusal açıdan yoğun temalar işleniyor.

Türk göçmenlerin hikâyesi Chicago sahnesinde

Klasik sahne düzeninin dışına çıkan yapım, immersive (etkileşimli) performans formatıyla izleyiciyi oyunun bir parçası haline getiriyor. Seyircilerin salon içinde yer değiştirebildiği gösteride, oyuncular da farklı alanlarda performans sergileyerek deneyim odaklı bir anlatım sunuyor.

Oyunda abdest, namaz, İstiklal Marşı ve halay gibi Türk inanç ve kültürüne ait unsurlara yer verilmesi, izleyicilere özgün ve çok katmanlı bir sahne deneyimi yaşatıyor. Yapımın yeni gösterim tarihlerinin ise önümüzdeki dönemde açıklanması bekleniyor.

Türk göçmenlerin hikâyesi Chicago sahnesinde

SORU CEVAP

Amerika’da bir Türk akademisyen olmayı planlamış mıydınız?
Bunu doğrusal bir plan olarak söyleyemem. Ben her zaman önce bir sanatçı olduğumu biliyordum. En erken anılarımdan biri, babamın Amerika’da eczacılık lisansını yeniden alabilmek için geceleri geç saatlere kadar ders çalışmasıdır. İngilizce onun için hâlâ yeni bir dildi ve karmaşık tıbbi metinleri anlamaya çalışırken yaşadığı hayal kırıklığını hatırlıyorum. Onu o süreçten geçerken izlemek bana direnç ve yeni bir ülkede hayatı yeniden kurmanın ne anlama geldiğini çok erken yaşta öğretti. Aynı zamanda büyükannem ve büyükbabamın Amerikan vatandaşlığı sınavına çalıştıklarını da hatırlıyorum; soruları tekrar ederek notlarına çalışırlardı. Bu anılar benimle kaldı. Ailem daha “güvenli” sayılabilecek geleneksel bir meslek seçmemi umuyordu, ama ben performans ve hikâye anlatıcılığına çekildim. Harper College’da okudum, sonra Roosevelt University ve Northeastern Illinois University’de eğitimime devam ettim. Öğretmenlik yoluma sonradan dahil oldu, fakat bu baştan planladığım bir şey değildi. Sanatçı ve hikâye anlatıcısı olarak yaptığım işler beni bu noktaya getirdi.

Kurmuş olduğunuz gönüllü grup Artstillery tam olarak nasıl bir oluşum? Nasıl doğdu

Artstillery 2016 yılında kurduğum, çok disiplinli bir sanat ve sosyal adalet organizasyonudur. Temel inancımız şu: yeterince temsil edilmeyen insanların hikâyeleri güçlü sanatsal deneyimlere dönüşmeyi hak eder. Topluluklarla birlikte çalışıyoruz, sözlü tarihleri ve kişisel tanıklıkları topluyoruz ve bu anlatıları özgün, immersif (seyirciyi içine alan) performanslara dönüştürüyoruz. Artstillery, geleneksel tiyatro hiyerarşilerinin dışında işler üretmek istediğim için ortaya çıktı. Marjinalleştirilmiş toplulukların hikâyelerinin titizlikle ve saygıyla merkeze alınabileceği bir alan yaratmak istedim. Zamanla bu fikir Dallas’ta bir sanat organizasyonuna ve yaratıcı bir merkeze dönüştü.

Dirty Turk / Dirty Immigrant fikri ilk ne zaman aklınıza geldi? “Bu hikâyeyi sahneye taşımalıyım” dediğiniz an neydi?
Bu çalışma ilk olarak 2018’de şekillenmeye başladı ve çok yoğun bir politik ve duygusal dönemin içinden doğdu. O yıllarda göçmenlik politikaları ve özellikle Müslüman ülkeleri hedef alan yasaklar çok güçlü bir şekilde gündemdeydi. Benim için tiyatro bir protesto biçimine dönüştü. Göçmenlere yönelik söylemin giderek daha insanlık dışı bir hale geldiğini hissediyordum ve buna karşı insanı merkeze alan, seyircinin içine girdiği güçlü bir deneyim yaratmak istedim. O anda bu hikâyenin sahneye taşınması gerektiğini biliyordum. Bu çalışma başından beri yalnızca tek bir ailenin hikâyesi değil; politikaların, korkunun ve önyargının insanların bedenine ve evine nasıl girdiğinin hikâyesi.

Bu oyun ne kadar kişisel bir hikâye? Kendinizden ne kadar parça var içinde?
Oldukça kişisel bir hikâye. Oyundaki ana karakter Özlem, benim çok yakından bildiğim soruların etrafında şekilleniyor: bir dünyaya “yeterince Amerikalı”, diğerine “yeterince Türk” hissedemeden büyümek ne demek? Bu eser kısmen birinci kuşak Türk-Amerikalı olarak yaşadığım deneyimlerden ve ailemin hikâyelerinden ilham alıyor. Ama zamanla oyun yalnızca benim hikâyem olmaktan çıktı. Suriye, Rusya, Bosna, Kore gibi farklı topluluklardan göçmen ve mülteci ailelerin tanıklıklarıyla örülmüş daha geniş bir anlatıya dönüştü. Yani içinde çok fazla kişisel parça var, ama aynı zamanda birçok insanın ortak hikâyesi.

İsmi oldukça provokatif. Bu isim yüzünden tepki aldınız mı? Aldığınızda nasıl cevap veriyorsunuz?

Evet, başlık bilinçli olarak provokatif. Tarih boyunca göçmenlere ve özellikle Türklere yöneltilmiş aşağılayıcı dilin seyirci tarafından doğrudan görülmesini istedim. Amacım şok yaratmak değil; bu kelimelerin taşıdığı önyargıyı görünür kılmak ve üzerine konuşulmasını sağlamak. Oyun izlendikten sonra başlığın nefret üretmek için değil, nefretin nasıl çalıştığını ortaya koymak için kullanıldığı açıkça anlaşılıyor.

Oyuncular öğrenciler mi yoksa profesyoneller mi? Onlarla çalışma süreci nasıl geçiyor?
Her ikisi de. Dallas’taki ilk prodüksiyonlarda profesyonel sanatçılar, tasarımcılar ve topluluk üyeleriyle çalıştım. Şu an Harper College’daki versiyonunda öğrencilerle ve Chicago bölgesinden sanatçılarla birlikte çalışıyoruz. Benim için önemli olan insanların profesyonel etiketi değil; anlatıya dürüstlükle ve bedenleriyle katılmaya hazır olmaları. Bu nedenle süreç her zaman çok kolektif ve paylaşımcı oluyor.

Gösterimler sırasında sizi en çok etkileyen ya da unutamadığınız bir an oldu mu?
Evet. 2018’deki ilk gösterimden önce teknik direktörümüzle birbirimize sarıldığımız bir anı hiç unutmuyorum. Kapılar açılmadan hemen önce ona “İnsanlar neden bilet aldı, neden buradalar, biz bu parça için nasıl para isteyebiliriz?” diye fısıldadığımı hatırlıyorum. Çok kırılgan bir andı. Çünkü sahneye koyduğunuz şey kişisel anılardan ve gerçek tanıklıklardan oluşuyor. Sonra oyun iki ay boyunca kapalı gişe oynadı. Bu an bana sanatın ne kadar güçlü bir bağ kurabileceğini hatırlattı.

Turne yapma ya da farklı şehirlere/ülkelere taşıma planınız var mı?
Evet. Bu eser zaten farklı hayatlar yaşadı. İlk olarak 2018’de Dallas’ta sahnelendi, sonra 2021’de Dallas Museum of Art’ta yeniden üretildi ve şimdi 2026’da Harper College’da yeni bir versiyonla sahneleniyor. Her yeni şehirde, o topluluğun hikâyeleriyle yeniden şekillenmesini önemsiyorum. Bu nedenle eserin başka şehirlerde ve belki uluslararası bağlamlarda da yaşamaya devam etmesini çok isterim.

Oyunun tarihleri ne zaman ve biletleri nereden alabiliriz?
Harper College Performing Arts Center’daki gösterimler:
5, 6, 7, 13 ve 14 Mart 2026 saat 19:30
15 Mart 2026 saat 14:00 (matine)

Biletler Harper College gişesinden veya etkinlik sayfasından satın alınabilir.

Son olarak, seyirciler bu deneyimden çıkarken ne hissetsin istersiniz?
Seyircilerin daha açık, daha empatik ve daha düşünceli bir şekilde ayrılmalarını isterim. Göçmen ve mülteci ailelerin taşıdığı hikâyelerin yalnızca “başkalarına” ait olmadığını fark etmelerini isterim. Bu hikâyeler aslında hepimizin hikâyesi. Eğer insanlar bu deneyimden sonra birbirlerine biraz daha anlayışla bakabiliyorsa, o zaman sanatın yapması gereken şeyi yapmış demektir.


YORUMLAR

  • 0 Yorum

https://www.alexa.com/siteinfo/abdpost.com