Gülistan Doku soruşturmasında firariyle ilgili yeni ifade
Gülistan Doku soruşturmasında, ABD'de firari olduğu belirtilen şüpheliye ilişkin yeni bir ifade dosyaya girdi. Silar Altaş, kardeşinin aktardığına göre 'kız hamile kaldı, ben de kafasına sıktım' sözlerinin dile getirildiğini öne sürerken, olayın Doku ile bağlantılı olabileceğini savundu.
Gülistan Doku dosyası kapsamında yürütülen soruşturmada, ABD’de firari olduğu belirtilen şüpheliye ilişkin yeni bir ifade gündeme geldi. Şüphelinin ağabeyi Silar Altaş’ın beyanları, dosyaya yeni iddialar ekledi.
Kardeşinin Anlattığı Olayı Aktardı
Altaş, kardeşi Umut’un yaklaşık 5-6 yıl önce, 18 yaşındayken yaşandığını söylediği bir olayı kendisine aktardığını belirtti. İfadesine göre, Umut’un çevresinden İlkay isimli bir kişi, bir kızın hamile kaldığını dile getirdi. Bu durum üzerine kardeşiyle konuştuğunu anlatan Altaş, net cevaplar alamadığını ifade etti.
“Kafasına Sıktım” İddiası
Altaş, kardeşinin kendisine aktardığına göre Türkay isimli kişinin “kız hamile kaldı, ben de kafasına sıktım” dediğini öne sürdü. Bu sözlerin birkaç kez tekrarlandığını belirten Altaş, olayın silahla gerçekleştiğini düşündüğünü dile getirdi.
Silah Ve Araç İddiaları
Silahın tabanca olduğunu ve daha önce gördüğünü söyleyen Altaş, söz konusu kişinin silahı aracında taşıdığını, çevresine de gösterdiğinin ifade edildiğini aktardı. Ayrıca araçların sık sık kullanıldığını ve zaman zaman çalıntı araçlarla dolaşıldığını iddia etti.
“Bu Kızın Gülistan Olma İhtimali Yüzde Yüz”
Altaş, bahsettiği olayın kayıp Gülistan Doku ile bağlantılı olabileceğini düşündüğünü belirterek, “Bu kızın Gülistan olma ihtimali bence yüzde yüz” dedi. Kardeşinin olaydan haberdar olduğunu ancak korktuğu için konuşmadığını savunan Altaş, “Eğer kardeşimin bu işte dahli varsa ortaya çıksın” ifadelerini kullandı.
İfadesinin devamı
Altaş ifadelerinin devamında şunları söyledi:
Umut’a dedim ki: “Bak, bu kadar şey olmuş, ortada bu kadar ciddi iddia var. Bu adam bu işin içindedir.” Çünkü bazı şeylerin silindiğini, ortadan kaldırıldığını söylüyordu. Bir keresinde bana şunu anlattı: “İstanbul’daki evine gittim” dedi. “Bir gün babası durduk yere geldi, beni alnımdan öptü. Halbuki normalde yüzüme bile bakmayan bir insan, gelip böyle davranınca dikkatimi çekti” dedi. Babası vali. Umut’un, Türkay’ın İstanbul’daki evine gittiği bir zamanda bu olayın yaşandığını söyledi. Ya İstanbul’da ya da Tunceli’de karşılaşmışlar. Ben de Umut’un üzerine gittim. “Ne olduysa açık açık anlat. Babasıyla ilgili farklı bir durum var mı? Onun bir şeylerden haberi var mı?” diye sürekli sordum.
Aslında olayın Zeynal’ın üzerine kalacağı konuşuluyordu. Ama Zeynal geri dönünce, sanki yön başka birine çevrildi. Bize göre bunu yapabilecek, bu kadar şeyi saklayabilecek kişi belliydi. Umut’un bana anlattığına göre; Türkay, kız hamile kaldığı için kürtaj yaptırmak istemiş. Kız kabul etmeyince aralarında sorun çıkmış. Türkay da, siyasi bağlantılarından dolayı korktuğu için kızı vurmuş olabilir. Babasının vali olması da bu korkuyu artırmış olabilir. Çünkü Umut’un anlattığına göre Türkay her şeyden çekinen biriydi. Umut’a, “Bunu hiç sorgulamadın mı? Bu işin aslı nedir diye hiç üzerine gitmedin mi?” diye sordum. “Abi, o sırada çok korktum” dedi.
Umut’un anlattığına göre Türkay, “Ben bir kızı vurdum. Hamile kaldı, aldırmak istemedi. Tartıştık” demiş. Özellikle “kafasına sıktım” ifadesini kullanmış. Umut da buna tepki göstermiş, aralarında kısa bir tartışma yaşanmış ama sonra konuyu kapatmışlar. Çünkü “Birini öldüren biri bana da zarar verebilir” diye korkmuş. Umut’un konuşması gerektiğinin farkındayım. Daha sonra dayım geldi. “Savcılık ve Adalet Bakanlığı devrede, artık kimse bir şeyden korkmasın, ne biliyorsanız anlatın” dedi. O noktadan sonra biz aile olarak korkmayı bıraktık. Bu olaya birçok kişi dahil edilmiş. Olay büyük; öyle kolayca üstü örtülecek bir şey değil. Bunun farkındayız. Artık gerçekten korkmuyoruz, korku aşamasını geçtik. Çünkü mesele bizi de aşmış durumda. Bundan sonra bize ne olacaksa olsun. Sonuçta kızın ailesi aylardır, yıllardır büyük acı çekiyor. Olay artık sadece onların değil, çok daha büyük bir hale geldi.
Benim şu an aklıma gelen tek isim “Sütlü Bey”. Onu da sadece vali koruması olduğu için biliyorum. Umut’la konuştuğumda ona şunu sordum: “Bu işe kimler karışmış olabilir, nasıl olmuş olabilir?” Koruması var mı? Vardır, olabilir. Ama kimdir, nedir, bilmiyoruz. “Bu kızı kim götürdü, kim gömdü, kim sakladı? Nasıl oldu da bu kız aylardır kayıp?” diye sordum. Umut da “Bilmiyorum abi” dedi. “Koruma olabilir mi?” dedim, “Olabilir” dedi. Koruma olarak Şükrü ismini duydum. Erdoğan ismini de duydum. Bu kişiler; Umut, Türkay ve koruma, sürekli birlikte takılıyorlarmış. Hatta bir evleri olduğunu da duydum ama nerede olduğunu bilmiyorum. Sadece bir ev olduğundan bahsedildi. Ev kimin adına diye sorulduğunda; İlker, Uğurcan ve Ercan Çelebi isimlerini duydum. Bunlar aynı arkadaş grubundaydı, birlikte vakit geçiriyorlardı. Daha sonra bir süre sonra yolları ayrılmış. Umut 19 yaşına geldiğinde, yani olaydan yaklaşık 1-2 yıl sonra araları açılmış.
Mektup Detayı
Mektup meselesini de şöyle anlattı: Mektubu Türkay götürüp bırakmış. Vali’nin oğlu olan Türkay’ın bunu yaptığı söyleniyor. Nereye bıraktığını tam bilmiyorum. Anladığım kadarıyla kızın ablasına bırakıldığı söyleniyor, en azından haberlerde bu şekilde geçiyor. Bu konuyu duyduğumda Umut’a çok sert tepki gösterdim. “Nasıl olur da telefonunu verirsin?” dedim. O da “Ben değilim” dedi. “Türkay konuşmuştur” diye cevap verdi. “Neden telefonunu veriyorsun, ne konuşuldu bilmiyor musun?” diye sordum. Zaten ne konuşulduğunu bilse ve anlatsa doğrudan hapse girecek bir durum olduğunu düşünüyorum. Umut, olayın detaylarını tam bilmediğini söylüyor. Sadece Türkay’ın arabada kendisine “Birini vurdum” dediğini aktarıyor. “Bir kız hamile kaldı, aldırmak istemedi, ben de vurdum” şeklinde konuştuğunu söylüyor. Silahı getirip getirmediğini ya da gösterip göstermediğini ise net bilmiyor.
Ailenin Sorgulaması
Biz aile olarak Umut’u sorguladık. “Bu adamın kimlerle takıldığını bilmiyor musun? Bu kız ne zamandır kayıp, bunları hiç mi düşünmedin? Telefonunu vermişsin, bir yere gitmişsin, bırakmışsın” diye üzerine gittik. Mektup konusunda da şunu anlattı: Türkay, Umut’u bir yere bırakmış ve “Git, bunu bırak” demiş. Umut mektubu bırakıp geri dönmüş. Daha sonra Türkay gelip onu tekrar almış. Bu durumun Umut’un üzerine suç atmak için mi yapıldığı, yoksa neden böyle bir yol izlendiği net değil. Umut da aynı şeyi söyledi; mektupta da benzer şekilde yazdığını ifade etti.